Paylaş

UYGUR ÖZERK CUMHURiYETi

UYGUR OTONOM BÖLGESi – Sincan (Çin)
Kaşgar, Cuma, Yarkent, Taklamakan Çölü,
Kargılık, Korla, Yengisar (Yenişar), Hotan, Minfeng, Turpan, Urumçi

Asya’da ki soydaşlar batı’ya göç yolunda birkaç durağın ardından önce Bulgaristan’a. Bulgaristan’dan da Türkiye’ye göçmüşler. İşte bu göçen soydaşlarımızın oluşturduğu Ankara’da yakınlarında ki kent “Sincan”. Anlamı; “yeni topraklar”. Hani akla ilk Tankların geldiği ilçemiz. Bundan böyle, benim aklıma Çin’de ki Sincan denince de tanklar gelecek.

Doğu Türkistan olarak da anılan Uygur Otonom Bölgesi’ne Kırgızistan’dan meşhur Torugart geçidi’nden geçerek girdim. Adı öyle. “Otonom” Ancak, resmen Çin sömürgesi haline gelmiş Sincan eyaleti. Evet, Türkiye’de iken duymuştuk içeride kazanların kaynadığını. Ancak o kazanlarda Türk’lerin piştiğini gözlerimizle, yerinde gördük. Türk’üz ya, daha kapıda başlattılar Çin işkencesini. Ufak bir bilgisayarım var. Fotoğraf makinamın hafıza kartı doldukça ona aktarırım resimlerimi. Gümrükte el koydular bilgisayarıma. Saatler sonra göründüler kapıdan.  Beni sorgu odasına aldılar. Karşımdaki ana dili gibi Türkçe konuşuyor. Tek bir resme kafayı takmış. İran’dan, tur operatörleri ile toplantıyken çekilmiş toplu bir resim bu. Arkada İran İslam Cumhuriyeti bayrağı, duvarda Arap alfabesiyle yazılar, Mehdi sloganları, yanımda sakallı meslektaşlarım falan. Başlıyorlar sorguya; Bunlar kim?, Toplantıda ne konuştunuz? Neden buraya geldin? Burada kimlerle görüşeceksin? v.s. O çıkıyor, bir diğer Türkçe konuşanı giriyor içeri. Bunlar kim?, toplantıda ne konuştunuz? Neden buraya geldin? Burada kimlerle görüşeceksin? Sanki cevap değişecek. 3. giren ingilizce soruyor aynı soruları. Sonra kendi aralarında toplanıyorlar karar için. Biri kalkıyor ve bana kararı açıklıyor; Serbestsin. (Ohhh) Ama … (Ne aması) Ama, eğer başka bir sebep için geldiysen Çin kanunlarına göre cezalandırılacaksın… Ç..Ççç Çin kanunları?… Ne ola ki? Ayağımın altına tuz sürüp keçiye mi yalatacaklar? yoksa kafamı kazıyıp dazlak kafama sıcak zeytinyağı mı dökecekler? Hiç sanmam. Tuz da, Yağ da Çin işi yani çakmaysa ne keçiyi etkiler ne de beni. Yine de ürktüm.

Girdik içeri, gördük anya’yı. Köşe başı Tank var. Kaşgar merkezde yani  Etigar meydanında otelimiz. Gece dışarı çıkalım dedik. Ancak hepimiz 12 eylül görmüş adamlarız. Korktuk. Hani birbirimize “askerin gözüne bakma, dikkat çekme” diyeceğiz ama biz turistiz. Hem de Çin’de. Saç, baş, yüz, kılık, kıyafet… Fark edilmemek mümkün değil.

Gün ışığında bazı şeyler daha da bir ortaya çıkıyor. Her ne kadar halka ben de Türk’üm, Türkiye’den geldim deseniz de halk yine de size şüpheyle bakıyor. Ancak kendi aralarında da örgütlendikleri de açıkça gözlemleniyor. En azından “gezgin radyo” günün belirli saatlerinde tüm Sincan’lılar tarafından ilgiyle takip ediliyor. Bu muhalif yayın yapan radyo “gezgin”. Çünkü yakalanmamak için sürekli yer değiştirerek yayın yapıyor. Halkı eğitiyor, yönlendiriyor,örgütlüyor.

Sincan’da Arap alfabesi kullanıyorlar. Ancak kullandıkları Uygur Türkçesi diğer Türki cumhuriyetlerle kıyaslanınca sanki daha bir duru, sanki daha bir öz. Belki de diğer ülkeler Rus ve Rusça’dan çok etkilendiler bilemiyorum ama burada derdimizi yazlarımı geçirdiğim 2.memleketim Bodrum’un köylerine nazaran daha rahat anlatıyoruz, anlatılanları da anlıyoruz. Buyrun gari çözüveren cümleyi; ge baken buyu, hordakileni de al ge, hunları da alam gidem barıba gari. Allahtan Bodrum’luların özerklik diye bir dürtüleri yok.

Sadece dilde mi benzerlik? Hayır. Gelenek, göreneklerde, kız alıp-vermede, düğün dernekte, yeme-içmede, halı, kilim motiflerinde, uğuruna ve uğursuzluğuna inanılan objelerde de benzerlikler çok. Bir tek Teknolojiden vurmuş Çinliler buraları. Yeni nesil yeniyi, modayı, sinemayı, magazini, teknolojiyi Çin televizyonundan, gazetesinden ve Çince takip ediyor. Çinlilerin haklarını da vermek lazım. Doğu’da ne varsa Batı’ya da getirmişler. Enerjilerini ağırlıklı olarak Nükleer santrallerden ve Rüzgar panellerinden elde ediyorlar. Ucuz enerjiyi de ısınma ve aydınlanmanın dışında elektrikli araçlar, motorsikletler üreterek kullanıyorlar. Kaşgar’da araçların %80’i elektrikli diyebilirim. Böylece hem enerji tasarrufu yapıyorlar, doğayı kirletmiyorlar hem de gürültüyü önlüyorlar.

Gezimizin en enteresan yolculuklarından biri otobüsle 16 saat süren Taklamakan Çölü geçişi. Hani derler ya “adamlar yapmış abi” Evet, yapmış Çinli. Çölün ortasına 800 kilometre otoban yapmış. Yapmakla kalmamış yolun sağını solunu maki türü “ılgın” adı verilen bitkilerle ağaçlandırmış ki yol, kum fırtınasından daha az etkilensin. Bunları sulamak için de metrelerce derine inerek su kuyuları açmış . Her 50 km de bir istasyonlar koymuş ihtiyaç molası için. Gerçi grubun yaş ortalaması büyük. Düşünün, en genci benim. (92 ve 94 yaşında 2 ağabeyimiz var) Çok daha sık durmak zorundayız. Bu durumda, çölün ortasında duran otobüsümüzün sağ tarafı erkeklerin, solu kadınların ihtiyacını gidermek üzere “tahsis edildi”. Artık aramızda ayıp mayıp yok. En doğal halimizleyiz. İhtiyaçlar üçer beşer metre arayla patır-kütür ve aleni bir şekilde gideriliyor. Bu esnada yapılan muhabbetlere de doyum olmuyor.

Ör.
– Hüseyin bey, Hani Türkiye’den getirdiğiniz pastırmalar bitmişti? Ha?
– Ayıp oluyo ama Remzi bey. Bakın bakın.., sizin zeytinlere ne demeli?  gibi…

Daha önce de Çine gelmiş ancak fark etmemiştim. Burada bir “hükümet saati” bir de “lokal saat” var. Memleket o kadar büyük ki Çin’in bir ucunda kahvaltıya oturulurken diğerinde öğlen yemeğine geçiliyor.  Ülkenin başı ile sonu arasında 6 saat dilimi oynuyor. Bu nedenle ülkenin her yerinde herkes kendi işi gücü için lokal saati kullanıyor ancak uçaklar, haberleşmeler v.s. “hükümet” yani Pekin saatine göre yapılıyor.

Çinliler bu bölgeye sadece Teknolojiyi sokmamış. Bu bölgelere kendi kültürlerinden de ufak tefek itelemeler yapmış. Mesela “karaoke bar” kültürü. Her lüks otelin alt katında bulunan bu barlar zengin Çinli ve yabancı turistlere hitap ediyor. Girişte bir bar ve onlarca kız. Beğendiğin bir veya birkaçını arkadaş edinip kutu kutu ses geçirmez odalarda saati ve servisi karşılığı karaoke izleyip, sınırsız içki, müzik ve sesin kısılıp, pilin bitene kadar şarkı söyleyip, kuşlar gibi şakıyabilirsin.

Bir başka Çin kültürü de sabah-akşam parkta-bahçede müzik eşliğinde toplu dans etmek. Evinden hoparlörünü getiren açıyor müziğini, önde kendisi arkada ona eşlik eden, takılan onlarcası bir o yana-bir bu yana salınıp duruyorlar.

Uygur otonom bölgesinin son durağı Turpan ve Urumçi şehirleri. Turpan, deniz seviyesinin altında bir şehir. Burada son gecenin şerefine bizi turistik bir şov’a götürüyorlar. Aman yarabbim. 35 senelik turizmci olarak, meğer biz Türkiye gibi bir turizm merkezinde turistlerle resmen alay ediyormuşuz. Biz, gece eğlencesi isteyen turistlerimizi 50-70 euro arasında para alarak, yerin altında, alçak tavanlı, havasız, dekorsuz bir yerde hormonlu tavuklarımızı yedirerek, davul, zurna, iki çiftetelli, bir horon, her ülkenin misafirine kendi dillerinden yarımşar şarkı söyleyerek “Türk eğlencesi” adı altında “kuru gürültü” sunuyormuşuz. Dansözün illa fotoğraf çektirmek için memeleriyle turistin üzerine çemkirmesi de işin tuzu-biberi. Utandım, üzüldüm, ezildim. İstanbul nireee Turpan nire. Adamlar teknolojiyle tarihi, dansı, müziği birleştirmişler, 1000 senelik tarihlerini 3 boyutlu görsellerle, dijital tekniklerle, dolby ses düzeniyle sahneye yansıtıyorlar. Bir de bizim halimize bak.

Şimdi, daha düne kadar Çinlilerin unuttuğu bu UYGUR ÖZERK BÖLGESİ’ne özel ilginin, asimile çalışmalarının, baskının en önemli  unsuruna gelelim. “PETROL”. Son 15-20 yılda bulunan  petrol rezervleri Çin’i neredeyse dışa bağımlılıktan kurtarmış. Elbette kendi toprakları üzerinde bulunan Petrol’den hak isteyen Uygur Türkleri de Çinlilere bu pastayı kaptırmamak istiyor. Kısaca dünün “ölü çölü” bugünün “gülü” oluvermiş bir anda.

Nereleri görülür?;
3720 m rakımda efsanevi Torugart geçidinden ve eşsiz manzarasıyla Çadır Gölü’nü geçerek İpek Yolu’nun en önemli kenti Kaşgar’a vardım. Elbette ilk ziyaretimiz Kaşgarlı Mahmut‘un mezarına. Karşar’ın ardından Yengisar (Yenişar), Yarkent (Shache),  Kargılık (Yecheng) ve Cuma rotasını izleyerek Hotan‘a varıyoruz. Taklamakan çölünü geçerken tam ortasında ki Minfeng şehrinde bir gece mola verip çöl bitiminde Korla şehrinde konaklıyoruz. Hedef; Türk dokusu hissi duyacağınız tarihi Turpan şehri. Alev, alev anlamında, Flamming Dağlarının dibinde ve deniz seviyesinin 114 m aşağısında kurulu bir vaha kapsamında bir Uygur Kenti Turpan. Pazar yerleri, daracık sokakları, kerpiç evleri, kahvehaneleri, camileri ile tipik bir Türk şehri görüntüsünde. Burada Süleyman Camii, Emin Minaresi, Astina Mağaraları, Jiaoh Kalesi, Bizaklık 1000 Buda mağarası ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Adayı Karez Sarnıcı’nı geziyoruz. Urumçi şehri ise Türkiye’ye geri dönüş için Sincan Uygur Özerk bölgesi gezimizin son durağı.

Ülke detaylarına göz atmak istersek;
Yüzölçümü 1.660.001 km², Başkenti ve en büyük şehri: Urumçi, Nüfusu:23.800.000, Başlıca etnik gruplar: Uygur %45, Çinli %41, Kazak %7. Yazılı tarihi M.Ö 200’lü yıllara, Çin Han Hanedanı’na dayanır. Türklerin bu bölgede ki ilk yazılı belgeleri M.S 4.yüzyıla yani Göktürk Kağanlığı‘na dayanıyor. Tang Hanedanı, Tibet ve Uygur Kağanlığı ardındanCengiz Han idaresinde 12.yy’da Moğol Dönemi başlıyor. 18. yy’da Mançu İmparatorluğu ardından 1875’de Kaşgar Emirliği, 1881’de ise Sincan Eyaleti kuruluyor. Ancak islami isyanlar durulmuyor ve sonucunda 1930’da Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kuruluyor. 1954 de ise bölge Eyalet statüsünden çıkarılarak Sincan Özerk Bölgesi olarak ilan ediliyor. Halen Sincan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük idari bölgesidir;

Uygur özerk bölgesi fotoğrafları için tıklayınız: https://plus.google.com/u/0/photos/103101039821732824389/albums/5759777430197426993

Sevgilerimle
Cem Polatoğlu diğer yazıları için tıklayınız