FiN HAMAMINDA BiR TÜRK

Paylaş

FiN HAMAMINDA BiR TÜRK

FiN HAMAMINDA BiR TÜRK

Geçenlerde Antalya’da 5 yıldız bir otelin açılışına gittim. Burada girdiğim “Fin Hamamı”sefamdan sonra aklıma gelen ufak bir anekdotumu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sene 1985, Viyana Teknik Üniversitesinde okuyorum. I.A.E.S.T.E (The international asssociation for the exchange of students for technical experience) isimli uluslar arası öğrenci değiş-tokuşu yapan bir kuruluş var. Stajını başka bir ülkede yapmak isteyen öğrenciler bu kuruluşa başvuruyor. Onlarda seçim yapılan ülkelere göre öğrencileri konuşlandırıyorlar. Tabi siz ÖSYM deki gibi ilk sıraya Amerika yazarsanız herkes Amerika’ya gitmek istediği için bu şansınız azalıyor. Bu nedenle hem görmediğim, hem merak ettiğim, hem de pek çok kimsenin tercih etmediği bir ülke olan Finlandiya’yı ilk sıraya yazdım. Söylemeye gerek yok, sarı sarı güzel mi güzel kızlarını da ayrıca merak ediyorum.

Tombala çıktı. Kazandım… Şehir TURKU.  Finlandiya’nın 2. büyük şehrinde TURUN KAUPiNGiN SAHKÖLAiTOS isimli, şehre sıcak su sağlayan bir devlet işletmesi. . I.A.E.S.T.E yetkilileri ilk gün yaklaşık 40 ülkeden gelen yüzün üzerinde öğrencileri topladılar.. Kayıtlar, tanışma faslı v.s.. Staja başladık.  I.A.E.S.T.E nin biz yabancı öğrenciler için hazırladığı ilk Hafta Sonu etkinliği meşhur “FiN HAMAMI” .

Hamam kültürümüz var. Yabancılık çekmeyiz. Tek bir handikap var, o da kızlarla beraber hamama girmemiz… E olacak o kadar. Hamama giren terler. Ayrıca Avusturya’da kız-erkek karışık yurtta kaldığım için pek de zorlanmam herhalde.

Hafta sonu nihayet geldi. Yüz küsür ülkeden, dünyanın dört bir ucundan gelmiş olan bizleri götürdüler ormanlık bir kampa.  Önce yeme içme faslı, sonra şakalar, oyunlar veeee hamam faslı başlıyoooor. İyi de biz neyi hesap etmedik?. “Anadan üryan hamama girmeyi”. Ağabeylerde ne “peştamal” kültürü var ne de havlu. Herkes anadan üryan. “Bizim oralar”dan gelme bir tane de Lübnanlı çocuk var. Göz göze geldik. Gülüşmeye başladık ama renk vermemeye çalışıyoruz. Hani bu duruma çok alışkınız ya.. Olayı “büyütmemek” lazım. Girdik içeri. Tribün gibi bir yer. Herkes yan yana, sırt sırta durumda. Önüm arkam sağım solum sarı sarı, cıbıl cıbıl kızlarla dolu. Bir yandan da Fin Hamamı adetlerini anlatıyor yetkililer. Önde odunla ısınan bir soba var, sobanın üstünde de koca koca taş parçaları. Odayı buharlaştırmak için de bir kova soğuk su var. İçimizden biri, elde maşrapa ile arada bir ısıdan kor haline gelmiş taşların üzerine mentollü su atıyor. Mentolde güzel koku vermesi ve nefes açması için.  Bizlere de birer “çalı” verdiler. Her birimiz bir sağımıza bir solumuza dönerek yandaki kişinin sırtına bu çalıları süreceğiz.

Dinlerken güzel, henüz hiçbir “haraket yok”. Ama uygulama öyle mi? Yaş 20’li yaşlar,  Dört bir yanım birbirinden güzel cıbıl cıbıl, kıkır kıkır kızlarla dolu. Bu “çalı sürme” olayı da işin tuzu biberi. Her ne kadar ciddi ve üzücü şeyler düşünmeye çalışsam da (bu gibi durumlarda hep annemin öldüğünü düşünürdüm) işler umduğumuz gibi gitmedi. Ve “olay büyüdü”. Bir müddet olayı “tek-el”imize alıp kapatmaya çalışsak da bir müddet sonra resmi geçitte bayrak sopasına sarılmış görünümlü “çift dalış” hareketi de olayı kapatmaya fayda etmedi. Lübnanlı din kardeşimde aynı dertten muzdarip. Zaten aradaki “fark”ı incelemek isteyen meraklı gözler biz  “Müslüman kardeşler”in üzerinde. Gülüşmeler de başladı. Baktım rezil olacağız. Evreka !!! Hooop !  Fırladım, kaptım soğuk su kovasını. Maşrapayı daldırıp bir sobanın üzerine “cozz” bir benim üstüme “cozz” Tabi din kardeşimle kovayı paylaşa paylaşa…

Sevgilerimle

Cem Polatoğlu diğer yazıları için tıklayınız